SOSYAL SORUN ”NEFRET SÖYLEMİ”

Günümüzde sosyal medya da sıkça kullanılan ve çağımızın büyük sorunu olan nefret söylemi kavramını Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Topaçoğlu ile konuştuk. Sizleri röportajımızla baş başa bırakıyoruz.

Nefret söylemi nedir?

Bir kişi ya da gruba ait olduğu kimliği, inancı, politik görüşü, cinsiyeti ya da cinsel yönelimi gibi nedenlerle, farklı biçimlerde zarar verme amacıyla saldırması sonucunda oluşan suçlar genel olarak nefret suçları olarak adlandırılmaktadır.

Nefret söyleminin tanımından sonra Nefret söyleminin türleri var, bunları da bilmekte de fayda var.

  • Siyasal nefret söylemleri,
  • Kadına yönelik nefret söylemi,
  • Yabancılara ve göçmenlere yönelik nefret söylemi,
  • Cinsel kimlik temelli nefret söylemi,
  • İnanç mezhep temelli nefret söylemi,
  • Engelli ve çeşitli hastalara yönelik nefret söylemi diye ayrılıyor.

Bunların içerisinde, yapılan bazı tür nefret söylemleri diğerlerinden daha fazla. Bunu da toplumların içinde bulunduğu durum, konum, yaşadığımız ekosistem, tarihsel ve kültürel etkiler, eğitim v.b. pek çok şey etkiliyor.

İnternette nefret söylemi hakkında farkındalık yaratmaya çalışan, nefret söylemlerini tespit ederek raporlayan bazı siteler var. Bu sitelerin nefret söylemi izleme raporuna baktığımızda hangi gruplara karşı nefret söylemi yapıldığını net bir şekilde görebiliyoruz.

Bu raporlarda hem ulusal basında hem de yerel basında yar alan nefret söylemleri inceleniyor. Bu rapor üzerinden ifade etmek gerekirse, ulusal basında en fazla nefret söyleminin yapıldığı gazete açık ara Yeni Akit gazetesi. Daha sonrasında Diriliş Postası, Yeni Çağ, Milli Gazete ve Milat gazeteleri geliyor.

Bizim için önemli bir nokta da hangi gruplara karşı nefret söylemi olduğu. Raporda, hakkında en çok nefret söylemi üretilen 15 tane grup var. En başta 264 nefret söylemi ile Suriyeliler geliyor. Daha sonrasında Rumlar, Yunanlılar, Yahudiler, Ermeniler, İngilizler, Hristiyanlar, Sırplar, Batılılar, Fransızlar, Ruslar, Araplar diye gidiyor. Gayrimüslimler, Suudiler ve en sonuncusunda da mülteciler.

Gündem maddesine göre artan ya da azalan nefret söylemleri de tabi ki önem arz ediyor. Mesela Mayıs ayında seçimlerin tekrarlanması kararından sonra ve daha sonrası Haziran ayında belli gruplara karşı yapılan nefret söylemlerine de dikkat etmek gerekiyor.

Ayrıca, ülkemizin tarihi ile ilgili önemli günlerde, tarihsel süreç içerisinde mücadeleye girdiğimiz gruplara yönelik nefret söylemlerinde net bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Dolayısıyla nefret söylemlerinin sabit bir yönde, seviyede ve zaman aralığında olduğunu söylemek oldukça güç. Tam tersine belli dönemlerde, belli gruplara yönelik olarak artan ya da azalan, ancak maalesef her daim var olan bir sorundur nefret söylemi.

Hangi gruplara yönelik ne tür nefret söylemleri yapıldığına baktığımızda ise şu şekilde bir tablo karşımıza çıkıyor:

Suriyeliler; daha çok cinayet, hırsızlık ve taciz gibi olaylarla anılmışlar ve böylece potansiyel suçlu olarak medyada kodlanmışlar. Ayrıca güvenlik sorunları ve terörle de çokça özdeşleştirilmişler.

Rumlar; Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına dair siyasi çıkarlar dâhilinde toplumsal olarak hedef gösterilmişler.

Yunanlar; 15 Temmuz ve sonrasında gelişen olaylarla daha çok öne çıkmaktalar. Tarihsel süreç içerisinde yaşanılan çatışmalardan çok Fetöcülerin iade edilmemesi konusu üzerinden yöneltilen nefret söylemleri göze çarpıyor.

Yahudiler; İsrail-Filistin çatışmaları ve Mescid-i Aksa’da yaşanan gerginlikleri konu alan haberlerde, İsrail kuvvetleri gibi kurumlar yerine Yahudi kimliğinin genelleme yapılması şeklinde kullanılmış şeklinde görüyoruz.

Ermeniler; PKK ve Asala ile anılarak terör ile özdeşleştirilmiş. Ayrıca geçtiğimiz Temmuz ayında Amerika’da,  1915 Olaylarında el konulan mülklere ilişkin Türkiye’ye açılan davalara bir tepki olarak Türkiye’de yaşayan Ermeniler olarak hedef gösterilmiş. Aynı zamanda Düşman grupların ve bireylerin arkasındaki güç olarak da etiketlenmişler.

Siyasileri ve basını bu tür söylemlere iten şeyler nedir?

Hiçbiri haklı sebepler olamamakla birlikte, pek çok nedenden bahsedebiliriz. Genel anlamda eğitim sistemimizin pek çok sorunu var ancak önemli olan sorunlarından biri de budur. Çünkü ben kendi eğitim tecrübemden örnek vermem gerekirse, açıkçası nefret söylemleri üzerine ciddi bir eğitim olduğunu açıkçası düşünmüyorum. Şimdi öncelikle böyle bir sorun var maalesef. Bunun düzgün bir eğitimi olmadığı için, insanlar günlük hayatın bir parçası gibi, farkında olmadan hemen hemen her gün kullandığı kelimelerde pek çok nefret söylemini kullanıyorlar. Farkında olup, bilerek ve karşısındakine zarar vermek için, isteyerek bu tür söylemlerde bulunanlar tabi ki var. Fakat eğitimsizlikten, söylediği şeylerin günümüz dünyasında kabul görmeyen ifadeler olduğunun farkında olmadan çeşitli söylemlerde bulunan kitle beni daha çok ilgilendiriyor.

Şuan sorduğunuz soruya cevap verebilmek ve o incelemelere girmek için daha uzunca bir yol kat etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Ancak öncelikle nefret söylemlerini bilinçli olarak kullananlar ve bilinçsiz olarak kullananlar olduğunu bilmemiz, bunun farkında olmamız gerekiyor.

Nefret söylemlerinin medyada bu kadar sık görmemizin önemli bir sebebi, bunun toplumda bir karşılığının olması olarak düşünülebilir. Ne yazık ki, toplumda da bu söylemler kabul ediliyor ve bunlara çoğu zaman çok fazla ses çıkmıyor. Bu yanlıştır, böyle bir şey söylememen lazım şeklinde uyarılar yeteri kadar yapılmıyor.

Peki, Bu tür nefret söylemlerinde sosyal medya ne tür bir rol oynamaktadır?

Sosyal medyanın oynadığı rol oldukça büyük, önemli ve çok boyutlu aslında. Ancak bir unsur şu; bunların toplumda alıcı ve satıcısı var. Mesela medyadaki bir haberin sunuluş şeklini düşünelim. Afganistan’dan kaçıp gelen bir göçmen İstanbul’a gelmiş, çalışmaya çalışıyor.  Sonrasında bir sebeple bir yerde bir kavgaya karışıyor ve birisini öldürüyor. Şimdi bu haberin sunuluş şekli oldukça önemli. Tabi ki medya, en nihayetinde kar amacı güden bir yapıdır ve bu haberi izleyicisine satmak zorunda. Bunu satmak için de mesela “İstanbul da yaşayan A.K (kişinin yaşı), H.T(kişinin yaşı)’yi bıçakladı ve öldürdü” demek yerine onun başına “Afganistan uyruklu kaçak göçmen” yazmanın satış değeri ve bunun alıcı kitlesinin daha fazla olduğunu medya biliyor. Ana akım medyada durum bu iken, sosyal medyada daha uç uygulamalar görebiliyoruz. Sosyal medyada önemli olan, çok fazla etkileşime girmek, yaptığımız paylaşımın çok fazla kişi ile etkileşiminin olması. Dolayısıyla insanları provoke edebilecek paylaşımlar yapma yönünde eğilimleri sosyal medyada daha sık görüyoruz ve bunlar çok hızlı bir şekilde dağılıyor. Ayrıca sosyal medya da yayılan içeriklerin, haberlerin kaynağına inen birey de çok fazla yok. O yüzden sosyal medya bu işin önemli tetikleyicilerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Hukukçu olmayan birisi olarak çok iddialı ifade etmek istemiyorum ancak bu işin kanuni kısmında da bir insana nefret söyleminde bulunmanın caydırıcı kanuni bir yaptırımı olduğunu düşünmüyorum. Birisi mahkemeye başvurduğunda karşı tarafın aldığı cezaların genelde birkaç bin TL olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu sorunun çözüm ayaklarından birisi de mevcut kanunların değiştirilmesi, düzeltilmesi olduğunu söylememiz gerekiyor. Nefret söylemi ile ilgili daha caydırıcı cezalara ihtiyacımız var.

Ancak her şeyden önce insanı eğitmek gerekiyor. Daha sonrasında kanunları koymak lazım.  İnsanı eğitmeden kanunları yaptığımız takdirde, bu sefer pek çok insan bu sebepten ceza alacaktır. Önce insanların nefret söylemi ile ilgili iyi planlanmış bir eğitimden geçmesi,  farkında olması lazım.

Çocuk ve gençlerin sanal ortamda bu tür nefret söylemlerine yönelebilmesi nasıl yorumlanabilir?

Gençlerin nefret söyleminde bulundukları, özellikle sanal ortamda gençlerin bunu çok daha fazla yaptıkları söyleniyor ancak gerçekten nefret söylemlerine gençler daha fazla mı başvuruyor, yoksa yaşlılar mı daha çok yapıyor? Bu konuda benim kafamda soru işaretleri var.

Gençlerin sosyal medyayı, interneti, yeni teknolojileri kullanımının üst yaş kategorilerine göre daha fazla olduğunu biliyoruz. Bu sebeple, belki sadece sosyal medya bakarsak gençler nefret söylemine daha fazla başvuruyor gibi görülebilir. Ancak orta yaş ve üzeri gruplar için de unutulmamalıdır ki; bu insanlar bugün nefret söylemi olarak kabul edilen bazı söylemlerin genel kabul gördüğü bir mekân/zamanda yetiştiler. Bunlar bizim hayatımıza yakın dönemde girmiş olan kavramlar ve üst yaş gruplarının çoğu farklı bir dünya düzeninde yetiştiler. Ayrıca bu konuda hiçbir yaş grubu için yeterli seviyede eğitim verilmiyor.

Bununla ilgili verilebilecek pek çok örnek var. Mesela Türkiye’de yakın zamana kadar (ve hatta bugün de) insanın biraz teni esmerse toplumumuzda o insana takılan lakap çoğu zaman Arap’tır. Tutumlu bir yaşam sürmeyen ve eline geçen parayı harcayan kişiye “Çingene gibi” derler. Örnekleri arttırmak ne yazık ki mümkün. Şimdi böyle bir ortamda yetişmiş, bu tür söylemlerin uygunsuz olduğuna dair herhangi bir uyarıda bulunulmamış insanlar da çok büyük ihtimalle sıklıkla nefret söylemlerinde bulunuyorlar. Fakat gençlerin sosyal medyayı daha çok kullanıyor olması sebebiyle biz gençlerin bu tür söylemleri daha sık yaptığını düşünüyoruz.

Ancak gençler ile ilgili belki şunun üzerine düşünmemiz gerekebilir: Maalesef son dönemde yaşanan çeşitli toplumsal kutuplaşmalardan dolayı, gençlerin kültürel çeşitlilik olarak zengin bir ortamda gelişme olanakları gittikçe azalan bir eğilim gösteriyor. Dünyanın Küresel Köy’e dönüştüğü, çeşitliliğe ulaşım imkânının bu denli arttığı bir dünya düzeninde, gençlerimiz maalesef kültürel çeşitliliktense kültürel kutuplaşma düzeninin içerisine çekiliyor. 

Okullaşma düzeninde yaşanan değişim de bu durumda pay sahibi diye düşünüyorum. “Özel okul – devlet okulu” arasında her daim bir ayrım vardı, ancak son dönemde bu uçurum daha da artmakla beraber devlet okulları arasında dahi bu tür ayrışmalar görülmeye başlandı. Bir örnek daha vermek gerekirse Türk Silahlı Kuvvetleri’nin askerlik sisteminde yaptığı değişim de söylenebilir. Zorunlu askerlik sistemi döneminde (sadece erkekler de olsa) ülkenin dört bir yanından gelen insanların bir arada vakit geçirerek kültürel çeşitliliği tecrübe etme şansları vardı, ancak artık bu sistem de yok.

Dolayısıyla bu kültürel zenginliği görmediğin, tecrübe etmediğin için, farklı sohbetler yapmadığın o topluluklarla ilgili sadece sosyal medyadan gördüğün ya da taraflı yayın yapan herhangi bir medya grubundan aldığın bilgileri doğru bilgi olarak kabul ederek düşünce yapını şekillendiriyorsun. Bu da nefret söylerin artmasındaki bir nedendir diye düşünüyorum.

Nefret söylemi sözlü olmanın yanında daha nasıl yapılabilir?

Yazılı olarak var. Üstelik yazılı olanlar arşiv oluyor. Burada benim için asıl endişe verici nokta şu; hani bir şeyin yazılı olarak kalacağını bildiğiniz takdirde biraz daha dikkatli konuşursunuz, kullandığınız cümlelere biraz daha dikkat edersiniz ya, ona rağmen medyada bu derece nefret söylemlerini görüyoruz. Hal (söz uçar yazı kalır) bu iken, uçacağını, unutulacağını bildiği o sözlü kültürde ne miktarda nefret söylemleri vardır siz düşünün.

O yüzden, üzücü ve kabul etmesi zor da olsa, açıkça söylüyorum ki toplumumuzda yüksek miktarda nefret söylemi var. Hani bir hastalığın tedavisi için önce doğru teşhis gereklidir ya, toplumumuzdaki nefret söylemi sorunu ile ilgili olarak da düzgün bir teşhis yapmamız lazım. Ancak dürüst olmak gerekirse, maalesef şuanda bizdeki girişimlerin yeterli seviyede olduğunu düşünmüyorum. Toplum içerisinde herhangi bir yerde, iş yerinde ya da arkadaşlarınızla yaptığınız sohbetlere biraz bu yönde dikkat verin, nefret söylemi olarak değerlendirilecek pek çok ifade dikkatinizi çekecektir.

Bizim ülke olarak her konuda olduğu gibi bu konuda da dünyanın gittiği yönü iyi algılamamız gerekiyor. Artık birçok ülkede şu mesela nefret söylemi olarak kabul ediliyor; otobüste bir bayana “Sen kadınsın, koltuğa sen otur” demek aslında bir nefes söylemi olarak değerlendiriliyor. Orada o insanı cinsel kimliği üzerinden değerlendirip karşı cinsten olanı otomatik olarak “sen benden daha zayıfsın, daha güçsüzsün” şeklinde konumlandırarak “sen otur” demek aslında kendini üste koyup onu kendinden daha alt pozisyona koymak anlamına geliyor.

Ancak bizim toplum olarak oralara gelebilmemiz için önce çok temel yapılan nefret söylemlerini elememiz, nefret ve ırkçılık barındıran söylemlerden kurtulmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Siz de lütfen günlük hayatınızda bunlara biraz dikkat edin. Bu tür söylemlerde bulunan çevrenizdeki kişileri uyarın. Bireyden topluma doğru bu sorunu düzeltmekten başka çaremiz yok.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s