21. YY. SİGARASI CEP TELEFONU OLACAK!

Son yıllarda hızla gelişen teknoloji bizlerin sağlığı için yararlı mı yoksa zararlı mı? Evet, teknoloji insan hayatını kolaylaştırıyor ancak bunun yanında bizleri elektromanyetik radyasyona maruz bırakarak  bizleri ciddi risklerin altına itiyor olabilir mi? Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İngilizce) Dekanı Prof. Dr. Osman Çerezci elektromanyetik kirliliğe dair önemli açıklamalarda bulundu.

1-) Elektromanyetik kirlilik nedir?

Günümüz artık iletişim çağı ve piyasaya sürekli olarak yeni iletişim araçları ve teknolojik araçlar ortaya çıkıyor. Bunların beğenisi fazla olduğu için hepimiz kullanmak durumunda kalıyoruz. Mesela cep telefonları, wifi, mikrodalga fırınlar sayabileceğimiz örnekler olabilir. O kadar hızlı bir şekilde iletişim araçları çıkıyor ki sayılamayacak kadar fazla var. Sonuçta bu elektronik ürünler için para ödüyoruz ancak biz bu bedeli sadece kullanmak için ödüyoruz. Fakat arka planında unutulan bir şey var o da  elektromanyetik kirlilik. Onunla birlikte yaşamımızı sürdürürken bize karşı getirmiş olduğu bir fiziksel etki var. Bütün elektriksel cihazlar çalışırken ister istemez elektromanyetik radyasyon yayıyorlar. Günümüzde ise her şey elektrik ile çalışıyor. Ampul, bilgisayar, kablolar her tarafta varlar. Eğer gözümüzle görebilseydik kaçardık herhalde ancak nereye kaçabiliriz ki her taraftalar. Elektriksel cihazlar çalışırken çevreye yaymış olduğu elektrik ve manyetik alan olarak isimlendirilen iki tane fiziksel kavram bulunuyor. Ben bunları askeriyedeki hava ve kara kuvvetlerine benzetiyorum. Bunlar her zaman birlikte bulunuyorlar.

2-) Dünyada elektromanyetik kirlilik ne durumda?

Elektromanyetik kirlilik dünyada en çok elektronik cihazlar nerede varsa oradadır. Yani elektromanyetik radyasyon saçan cihazların fazlalığı kirliliği de doğal olarak arttırmış olmaktadır. Hatta dünyada profesörler elektromanyetik kirliliği önleyici haplar üzerinde çalışıyorlar. Bir diğer etmen olarak nüfusu gösterebiliriz. Nüfusun fazla olduğu yerde iletişim araçları fazla olur. Baz istasyonları, yüksek gerilim hatları sayısı artar, bunlar da elektromanyetik kirliliğe yol açar.

3-) Sürekli elektromanyetik radyasyona maruz kalan kişilerde ne gibi sağlık sorunları oluşabilir?

Yalnız radyasyon sözcüğünü de kullanıyoruz ancak dikkat etmemiz lazım. Nükleer kirlilik değil bu, nükleer radyasyon vardır o çok tehlikelidir. Örneğin atom bombası gibi. Radyasyon ikiye ayrılıyor, biri nükleer radyasyon diğeri de nükleer olmayan radyasyondur. Şu anda elektromanyetik kirlilik başlığı altında konuştuğumuz konuyu nükleer olmayan radyasyon olarak adlandırıyoruz. Nükleer radyasyon ile arasındaki fark ne diye sorarsanız sizlere şöyle açıklayabilirim: Nükleer radyasyon vücudumuza çarptığında vücudumuzun atomlarından elektronları koparabiliyor ve DNA yapısını bozuyor. Bizim görmediğimiz şekilde sanki atomlara tabanca ile ateş etme etkisi yapıyor. Mesela nükleer radyasyon ile ilgili ilk çalışan bilim adamları 30-35 yaşlarında kanserden öldüler. Bunun bu kadar olumsuz etki yaptığının farkına varmadılar. Elektromanyetik radyasyon ise bu kadar etkili olmasa bile vücudumuzu sürekli olarak etkileyebiliyor. Yani elektron koparmıyor ama vücudumuzun atomları içerisinde bir takım biyokimyasal faaliyetlere etki ediyor. Uzun süreli maruz kalma durumlarında kansere yakalanma etkisi artıyor. 10 sene günde 1 saat cep telefonu kullanan birisinin beyin kanserine yakalanma riskinin çok yüksek olduğu kanıtlandı. Dolayısıyla şu an genç kuşak tam bir kobay durumunda. Cep telefonları, bilgisayarlar ya da yeni çıkan teknolojik araçların tanıtımı o kadar iyi yapılıyor ki arka planda insan sağlığına etkileri görünürlük açısından zayıf kalıyor. Mesela cep telefonlarında sigaraların üzerinde olduğu gibi ‘‘kanser edebilir’’ diye yazmıyor. Ancak cep telefonları 21.yy. sigaraları olmuş vaziyette. Bunun dumanı gözükmüyor ama elektromanyetik dalgaları da cep telefonunun dumanı olarak nitelendirebiliriz. 2011 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) cep telefonlarından, vericilerden, baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik radyasyonu kirlilik olarak ilan etti ve bunu 2B sınıfı kanserojen kategorisine koydu. 2B sınıfı kanserojen kategorisinde ise sigarada bulunuyor yani elektromanyetik radyasyon yayan araçlar sigara ile eşdeğer oluyorlar. Şöyle ki sigaranın kanserojen olduğu çok geç anlaşıldı çünkü sigaradan para kazanmak isteyen kapitalist düşünceler bunu yansıtmadı. Ancak radyasyon sözcüğü daha korkutucu olduğu için insanlar bu konuda daha tedbirliler.


4-)Elektromanyetik dalgalardan korunma yolları nelerdir?

Bir çok yolu var ancak en basit olanından başlamak gerekirse, kulaklıkla konuşmak ya da hoparlörden konuşmak olabilir çünkü cep telefonlarını beynimize tuttuğumuz zaman elektromanyetik radyasyon ile beynimizi dumanlıyoruz. Cep telefonu konuşmasını gereksiz yere uzatmamak lazım ve yatarken yanı başımıza koymamak gerekir. Hatta mesajlaşmayı tercih etmek daha uygun olur. Bu ürünlerin sağlık açısından bizlere olumsuz etkiler yarattığını da her zaman aklımızda tutmamız lazım. Çünkü beynin aktivitesini ve dinamizmini bozuyor. Uyuşukluk, bitkinlik ve çalışmama gibi her türlü vücudun ruhsal yapısını olumsuz etkiliyor. Yüksek gerilim hatları da bu alanda yer alıyor. Yüksek gerilim hattından uzak yaşamak en iyisi ancak yakınında yaşıyorsanız bu tehlike boyutuna giriyor.  Korunma yollarından biri sanılan kaktüs halk ağzında çok dolaşıyor ancak bu kesinlikle yanlış bilgidir. Mesela cep telefonlarına pul yapıştıranlarda oluyor ancak bu da yanlış bilgidir. Ayrıca özel bina kaplamaları ve pencereler için cam filmi gibi elektromanyetik radyasyon geçirmeyen teknolojiler var. Ancak bunlar pahalı yollar.

5-) Elektromanyetik dalgalar saçan araçlar hakkında bir sınırlama veya bunu kontrol eden bir kuruluş var mı?

Dünya Sağlık Örgütü’nün bu konuda 0,4 mikrotesla birimi var. Bu değeri aşan bir durum olursa çocukların kansere yakalanma riskinin arttığını söylüyor. Hatta bu kesinleşmiş bir durum. Bu oranın üstüne çıkılmamasını tavsiye ediyor. Ama bizim ülkemizdeki limit ise 200 mikrotesla birimi kabul ediliyor. Yani Avrupa’nın kabul ettiği oranın kaç kat büyüğünü biz normal karşılıyoruz. Oysa Danimarka’da 0,3, Hollanda’da 0,2 oranları kabul ediliyor. Avrupa’da yeni yerleşim yerlerini 0,4 birimi geçmeyecek şekilde inşa ediyorlar. Bizim de yasal çerçevelerimizi bu şekilde düzenleyip elektromanyetik kirlilik düzeyini aşağılara çekmemiz gerekiyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s